Bizimle iletişime geç
Bilgi Aktüel

Bilgi Aktüel

Aralıkta bir Nordic Noir hikayesi: Stockholm

Bilgi

22 Temmuz 2018 Pazar 01:30:05

Son Güncelleme: 22/07/2018 01:38:19

Aralıkta bir Nordic Noir hikayesi: Stockholm

Brüksel’den bineceğim Stockholm uçağının 10 numaralı bekleme salonunda güneş camlardan içeri doluyor, sarı kafalardan sekip yerde minimal şekiller yaratıyor. Ben citytripimin programını yaparken herkes uçak bekleme sürecinin sıkıntısını hafifletme peşinde. Yaklaşık 1 saat sonra boarding anons ediliyor biz de kibarca sıraya girip uçağa biniyoruz.

Başkent Stockholm İsveç’in en büyük ve kalabalık şehri ve kuruluşu da 13.yy’a dayanıyor. O günden beri de siyasi kültürel ve ekonomik merkezi durumunda. 15.yy’da kısa bir süreliğine Danimarka Krallığı’nın buyruğuna girmiş ama Kral I. Gustav tarafından tekrar ele geçiriliyor. İsmi İsveççede kütük stock ve küçük ada anlamına gelen holm kelimelerinden türemiş olan Stockholm şehrinin armasında paranoyaklığıyla tanınan İsveç Kralı XIV. Erik’in yüzü bulunuyor. İsveç’in güneybatısında 14 ada üzerine yayılmış oluşan bu şehirde martı seslerini her an duymak mümkün.

Stockholm’e akşam 8 gibi vardım. Hava çoktan kararmış. Upplandsgatan caddesinde kalacağım hosteli bulmak için çantamı sırtladığım gibi yollara düşüyorum. Kış ayında backpacker (sırtıyla yolculuk yapan kişi) olarak yolculuk yapmanın zorlukları da var tabi. Çantam ağır da ağır. Hostele varışımla beraber ilk izlenimlerim check-in sırasında geliyor. Resepsiyonda çalışan İsveç’li rahat. Evet, gayet rahat. Saçlarımın terle suratıma yapışmış olması ve kurmaya çalıştığım ‘hemen odamı göster’ telepati çalışması da fayda vermedi. Kuul resepsiyonist arkamda bekleyen çocuğa sen bir otur, bir de çay al kendine dedi. RAHATLAR. E ben de rahatlayayım bari vardır bir keramet. Hostele yerleşip 2 sokak ötede bir iki lokma bir şeyler atıştırdıktan sonra doğruca uyumaya gidiyorum.

Sabah programımda şehrin Gamla Stan adı verilen eski bölgesi var. Gamla Stan Avrupa’nın en eski Orta Çağ yerleşimlerinden biri. Stadsholmen adasına yayılmış, 18. ve 19.yy’dan kalma evlerin, kilise ve sarayların bulunduğu bu yerleşke 1252 yılında kurulmuş. Arnavut kaldırımlarının ve dar sokakların şirin meydanlara açılıyor. Şehrin ana meydanı Stortorget yakınında barok mimarisiyle göz kamaştıran Kunglika Slottet (Krallık Sarayı) ve Storkyrykan (Krallık Şapeli) bulunuyor. Noel Pazarına bir uğrayıp yoluma devam ediyorum. Gamla Stan’ın bulunduğu Stadsholmen adacığı bir köprüyle Södermalm adacığına bağlanıyor.

Köprüyü geçiyorum ve Slussen metro istasyonunda Södermalm’i anlatan Free Walking Tour’a katılmak için bekliyorum. Bu turların özelligi bedava olması. En azından sözde böyle. Konseptte gezdiren kişiye bahşiş vermek var. Unutmak mümkün değil, turun sonunda kibarca hatırlatıyorlar zaten. Free Walking Tour panosunu görüp rehbere ve yanındaki 15 kişiye yaklaşıyorum. Rehberimiz Lee Amerikalı ve 2 senedir Stockholm’de yaşıyor. Biraz tarih biraz kültür kokulu, esprisi bol bir yürüyüş turu yapıyoruz. Torsåker ve Stockholm’deki cadı mahkemelerinden, Papa Latte’lerden, ‘Stieg Larsson’dan, lagomdan, fika’dan, kiralardan (Södermalm’de apartman dairesi kiralayabilmek için isim listesinde 30 yıldır bekleyen kişiler varmış!) ve daha birçok şeyden söz ediyor. Sonra da mini bir soru-cevapla bitiriyoruz geziyi.

Cadı Mahkemeleri ne zaman olmuştur? 17.yy’da mahalle dedikodusu olarak çıkan cadı suçlamaları mahalledeki çocukların hayal güçlerini de maksimumda kullanıp tanıklık yapmasıyla işleri çığırından çıkarmıştır. Cadı mahkemeleri sonucu 300 kadar kadın kazığa bağlanıp yakılmıştır.

Fika nedir? Günün olmazsa olmazı. Fika’yı Türkçe’ye kahve molası olarak çevirebiliriz. İsveçliler yılda 13,7 kg kahve tüketerek 1. sırada yer alan Finlandiyalılardan hemen sonra geliyor.

Papa Latte nedir? Stockholm sokaklarında iş saatleri içerisinde bebeğiyle dolaşan çook sayıda baba görmek mümkün. Nerden çıktı bu tür diyip şaşkınlıkla arkalarından bakakalıyorsunuz. Bir ellerinde latte kahveleri diğer ellerinde çocuk puseti bu sevimli ve trendy babaları koyun sayar gibi saymadım değil. Devletin babalar için öngörmüş olduğu doğum sonrası izin genç babaların da bir süre çalışmayıp çocuklarıyla ilgilenebilmelerini mümkün kılıyor.

Lagom nedir? İsveççe bir terim. Viking kültüründe masanın etrafında bir boynuzun içinde yemek ve içecek elden ele geçirilirken räcka laget om (boynuz tüm masanın etrafını dolaşıcak) denirmiş ve her kişi kendi payını yeterince ve diğerine de kalacak şekilde alırmış. Laget om zamanla kısalıp Lagom halini almış. Yeterince olarak Türkçeye çevriliyor. Lagom kavramı sadece Hava nasıl bugün ? – Lagom… gibi havadan sudan konuşmalar için değil, eşitlik, denge, adalet kavramlarıyla da günlük hayatta kendini gösteriyor. Kişinin yiyip içmesi, harcaması, sahip olması, çalışması yeterince ama aşırı olmamalıdır.

Stieg Larsson kimdir? ‘Millenium’ triolojisinin yazarı. Hikâyeye dekor olan Södermalm adasında da Millenium turları yapılıyor.

Nordic Noir nedir? İskandinavya özgü polisiye roman ve film türü. Kendini ‘Nordic Noir’la tanıştırmak isteyenler ‘The Girl with Dragon Tattoo’ ve ‘Let the Right One In’ ile başlayabilirler.

Turumuz bittiğinde trendy Södermalm’de biraz daha dolaşıp sonra da hostelime dönmeye karar verdim. Stockholm’de hava öğlen 3 buçukta kararmaya başlıyor ve özel sektörde çalışanlar genelde öğlen 5 gibi paydos ediyor. Çalışma süresi haftada 40 ile 45 saat arası değişebiliyor. Hafta sonları ve tatil günleri kutsal onlar için. Dedik ya Lagom.

Södermalm’in çekici taraflarından biri de arka sokaklarda aniden karşınıza çıkan butikler, 2. el kıyafet dükkânları, concept-storelar, kitapçılar, iş yerleri ve İsveç iç mekân tasarımının en yeni örnekleri olan kafeler.

Swedish Design konsepti için Lagom kavramını kullanmak hiç de yanlış olmaz. Yaldızlı, altınlı, şatafatlı hiçbir şey yok iç mekânlarda. Mekânın zemini ve mobilyalar genelde ahşap (tik ağacı, huşa ağacı, kayın) ve diğer doğal malzemelerden yapılıyor. Sağlamlık, ergonomi minimal bit tasarımla buluşturuluyor. İç mekânlarda kuzeyin loşluğunu aydınlatmak istercesine açık renkler kullanılıyor. İsveç kültürünün Türk kültürü ile ortak noktası (tek ortak nokta) da iç mekânlara ayakkabı ile girilmemesi. Ben de akşam hostelime geri dönünce ayakkabılarımı diğerlerinin yanına girişe bırakıyorum.

İkinci gün tipik bir İsveç kahvaltısıyla güne başlıyorum. Gittiğim kafede kendime bir smörga (sandviç) ve kahve alıyorum. Alternatif bir kahvaltı için de Kalles havyarını Knackebröd üzerine deneyebilirsiniz.

Kahvaltıdan sonra yol üzerinde uğradığım Urban Deli’de yok yok. Aynı zamanda kafe, bar, restaurant, market, organik ürünler manavı, kasap olan bu mekânda İskandinav yeme-içme kültürü gözlemlemek mümkün.

Günün programında Vasa Müzesi ve Fotografiska Museet (Fotoğraf Müzesi) var. Vasa Müzesi Djurgarden adacığının üzerinde birçok müze ile birlikte (Abba Müzesi ve Nordiska Müzesi de bunlardan biri) bulunuyor. Müze içinde Vasa adlı ahşaptan yapılma savaş gemisi sergileniyor. Kral II. Gustav Adolf tarafından sipariş edilen bu gemi 1628 yılında limandan çıkıp anca 1300 metre uzağa gidebiliyor ve bir anda ağırlığını kaldıramayıp batıyor. 1961 yılında zamanın teknolojisiyle 32 metre derinlikten tamamıyla çıkartılabilmiş bu gemi tekrar restore edilip müzesinde seyre açılıyor. 52 metrelik yüksekliğe sahip bu gemiye her bir köşesinden baktıktan sonra müzeden çıkıp Djurgarden’de kısa bir yürüyüş yapıyorum.

Beni Slussen’a bırakacak gemiye binip sonrasında sokakta elimdeki haritadan Fotografiska’nın yerini belirlemeye çalışıyorum. 50 yaşlarında bir kadın yardıma ihtiyacım olup olmadığını soruyor ve evet bile demeye fırsat olmadan kestirme merdivenleri anlatmaya başlıyor. İnsanların yardımseverliği ve güler yüzlülüğü kuzey soğuğunda beni çabucacık ısıtıveriyor. Tavsiyeye katiyen uyuyorum. Merdivenleri bulduğumda denizin kenarında yükselen müzeye önce kuşbakışı bakıyorum sonra da arkadaki manzaraya. Stockholm’ün gece hali bir başka güzel. İnip Fotoğrafiska’ya ulaşıyorum.

Ferdinand Boberg tarafından 1906 yılında Art Nouveau tarzında inşa edilmiş bina günümüzde içinde galeriler, bar, restaurant, akademi, konferans salonları barındırıyor ve dünyanın en büyük fotoğraf buluşmalarına ev sahipliği yapıyor. İkinci günü yavaşça bitirirken kuzey başkentleri serime hangisiyle devam edeceğimi düşünüyorum. Stockholm’den lagomu ve huzuru İstanbul’a taşımak arzusuyla.

Yorum yapmak için tıkla

Bir cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Bilgi

Yeni Haberler

Yukarı